
Akşam olmak üzere yine. Yürüyorum denizin kıyısında yalnız. Benden başka sadece birkaç martı ve uzaktan geçen vapurun sesi var. Ve bir de vapurun arkasındaki şu delikanlı. Koymuş dirseklerini korkuluklara dalmış uzaklara. Kim bilir belki de o kadar uzakta değil düşüncelerini demirlediği liman. Az önce ayrılırken sarıldığı, kokladığı, sanki bir daha göremeyecekmiş gibi yapışıp dudaklarından öptüğü o kız var aklında. Kokusunu hatırlamaya çalışıyor, denizin o içine içine işleyen deli kokusundan ayırmaya çalışırken. Ellerini hissetmeye çalışıyor, rüzgarın o yumuşacık okşamalarının arasında. Belki de sıcaklığını hissetmeye çalışıyor dudaklarının, yakarken güneş delice kendi dudaklarını.
Ne diyorum ben. Sevdiğinin kokusunu, tenini, sesini, öpüşlerini unutabilirmi karşısında ne olursa olsun insan. Sevginin tartıldığı terazide karşı kefesine onu dengeleyebilecek birşey koyabilirmi.
Yavaş yavaş kayboluyor vapur maviliklerin ardından. Martılar da gitmeye başladı. Ben kendim ve bir de... Bunu nasil anlatabilirim bilmiyorum.Kızıl saçlı o güzel kız karşımda. İşte yine oradasın. Her akşam üzeri, senin için geliyorum buralara. Bütün günün güzelliklerini çirkinliklerini senin için yaşıyorum. Ama sen... Sadece birgün de olsa bana gülümseyerek gitsen, ısıtsan beni. Ama sen hergün o mavi gözlü çocuğun peşinde, her akşam onun kollarında. Ben yine burdayım işte sadece senin için. Ama yine gidiyorsun ona. Birazdan kavuşacaksınız biliyorum. Bütün gün süren hasretliğin ardından. Sabahın ilk saatlerinden bu yana saatlerin kovaladığı ayrılık bitiyor işte.
Bütün gün seni bekledi o, herkese göğsünü gererek. Gemileriyle yardılar yüzünü, ağlarıyla yaraladılar derinden içini ama hiç kanı akmadı. Oysa şimdi... Şimdi yüzü kıpkırmızı. Bu nasıl sevda ki onca acıya karşı koyan o deli mavi çocuk seni gorunce her akşamüstü kanatıyor yüreğini. Bu saatler süren ayrılığın yarası. Başka ne olabilirki. Her sabah senden ayrılıp sana dokunamadan uzaktan öylece seni izlemek zorunda kalmasının acısı. Seni yine alacağını bilse bile yanına yine de hissettiği ayrılığın acısı. Hasretin acısı.
Çoğu zaman seni düşünür, seni seyreder, seni özler. Sakindir böyle zamanlarda. Duymaz hiçbir vapurun sesini, hissetmez hiçbir yaranın acısını. Ama olurda bir gün uzun gelirse ayrılık hırçın bir delikanlı oluverir, hiç kimseye aldırış etmeden, hiçbir takaya acımadan. Onun hırçınlığı sana kadardır. Sana hiç astı mı yüzünü, buruşturdu mu dudaklarını? Sen hiç delilik yaptığını gördün mü akşam olunca? Yapmaz yapamaz çünkü seni alır yanına karanlık bastırırken. Sen yumuşatır yola getirirsin onu.
İşte yine birliktesiniz. Kavuştunuz sonunda. Mavinin delisi deniz, kızıl saclı güneş.
Ben... Ben yine yalnızım anlaşılan. Martılar da gitti zaten.Karanlık çöktü. Ama ben severim bu anı. Sevenlerin buluştuğu, ilk defa elele tutuştuğu belki de ilk kez öpüştüğü an. Sevilmez mi ...
Belkide bizim vapurdaki delikanlı ayrılmadı sevdiğinden. Belki de, o vapurla gidiyordu kızın yanına. İnince iskeleden tutacak elini, sarılacak sımsıkı. Evet böylesi daha güzel. Zaten ayrılıkları hiç sevmedim. Oh... Neyse biraz keyfim yerine geldi.
"Bana elveda deme. Ya dön hiçbir şey söylemeden git. Ya da hoşçakal ve bir öpücük."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder