Aralık 30, 2008



Akşam olmak üzere yine. Yürüyorum denizin kıyısında yalnız. Benden başka sadece birkaç martı ve uzaktan geçen vapurun sesi var. Ve bir de vapurun arkasındaki şu delikanlı. Koymuş dirseklerini korkuluklara dalmış uzaklara. Kim bilir belki de o kadar uzakta değil düşüncelerini demirlediği liman. Az önce ayrılırken sarıldığı, kokladığı, sanki bir daha göremeyecekmiş gibi yapışıp dudaklarından öptüğü o kız var aklında. Kokusunu hatırlamaya çalışıyor, denizin o içine içine işleyen deli kokusundan ayırmaya çalışırken. Ellerini hissetmeye çalışıyor, rüzgarın o yumuşacık okşamalarının arasında. Belki de sıcaklığını hissetmeye çalışıyor dudaklarının, yakarken güneş delice kendi dudaklarını.

Ne diyorum ben. Sevdiğinin kokusunu, tenini, sesini, öpüşlerini unutabilirmi karşısında ne olursa olsun insan. Sevginin tartıldığı terazide karşı kefesine onu dengeleyebilecek birşey koyabilirmi.

Yavaş yavaş kayboluyor vapur maviliklerin ardından. Martılar da gitmeye başladı. Ben kendim ve bir de... Bunu nasil anlatabilirim bilmiyorum.Kızıl saçlı o güzel kız karşımda. İşte yine oradasın. Her akşam üzeri, senin için geliyorum buralara. Bütün günün güzelliklerini çirkinliklerini senin için yaşıyorum. Ama sen... Sadece birgün de olsa bana gülümseyerek gitsen, ısıtsan beni. Ama sen hergün o mavi gözlü çocuğun peşinde, her akşam onun kollarında. Ben yine burdayım işte sadece senin için. Ama yine gidiyorsun ona. Birazdan kavuşacaksınız biliyorum. Bütün gün süren hasretliğin ardından. Sabahın ilk saatlerinden bu yana saatlerin kovaladığı ayrılık bitiyor işte.
Bütün gün seni bekledi o, herkese göğsünü gererek. Gemileriyle yardılar yüzünü, ağlarıyla yaraladılar derinden içini ama hiç kanı akmadı. Oysa şimdi... Şimdi yüzü kıpkırmızı. Bu nasıl sevda ki onca acıya karşı koyan o deli mavi çocuk seni gorunce her akşamüstü kanatıyor yüreğini. Bu saatler süren ayrılığın yarası. Başka ne olabilirki. Her sabah senden ayrılıp sana dokunamadan uzaktan öylece seni izlemek zorunda kalmasının acısı. Seni yine alacağını bilse bile yanına yine de hissettiği ayrılığın acısı. Hasretin acısı.

Çoğu zaman seni düşünür, seni seyreder, seni özler. Sakindir böyle zamanlarda. Duymaz hiçbir vapurun sesini, hissetmez hiçbir yaranın acısını. Ama olurda bir gün uzun gelirse ayrılık hırçın bir delikanlı oluverir, hiç kimseye aldırış etmeden, hiçbir takaya acımadan. Onun hırçınlığı sana kadardır. Sana hiç astı mı yüzünü, buruşturdu mu dudaklarını? Sen hiç delilik yaptığını gördün mü akşam olunca? Yapmaz yapamaz çünkü seni alır yanına karanlık bastırırken. Sen yumuşatır yola getirirsin onu.

İşte yine birliktesiniz. Kavuştunuz sonunda. Mavinin delisi deniz, kızıl saclı güneş.

Ben... Ben yine yalnızım anlaşılan. Martılar da gitti zaten.Karanlık çöktü. Ama ben severim bu anı. Sevenlerin buluştuğu, ilk defa elele tutuştuğu belki de ilk kez öpüştüğü an. Sevilmez mi ...

Belkide bizim vapurdaki delikanlı ayrılmadı sevdiğinden. Belki de, o vapurla gidiyordu kızın yanına. İnince iskeleden tutacak elini, sarılacak sımsıkı. Evet böylesi daha güzel. Zaten ayrılıkları hiç sevmedim. Oh... Neyse biraz keyfim yerine geldi.

"Bana elveda deme. Ya dön hiçbir şey söylemeden git. Ya da hoşçakal ve bir öpücük."

Hayat


Hayatı
Annemizin kucağında yeşeren bir demet çiçek zannederdik
Bilmezdik ki sonbaharlar gelir
ve yapraklarını döker çiçekler sonbaharda

Aralık 26, 2008

Kafam Duman



Denizi severim ben
Bir de martıları,uçuşurken kıyısnda denizin

Mavisini severim denizin
Bir de yeni çıkmış ağların kokusunu

Önce bir fener düşünürüm,denizfeneri
Uzak bir memlekette degil
Gökova'da
Sonra masmavi denizi koyarım karşısına
Bir martı geçer başımın üstünden
Gagasında Akdeniz'den aşırdığı balık
Karşıma güneşi alırım
Dalgalar vururken yanıbaşımdaki kayalığa
akşamı oldururum
ama yavaş yavaş
Önce güneşi değdiririm denizin eteklerine
Ardından koyarım koynuna mavinin
Kızarırken yüzü utangaç bir kız gibi
Çıkarım fenere,yakmadan hemen önce son anını görebilmek için
Sevişmelerini ateşle suyun
Elimde ne zamandan kaldığı belli olmayan kırmızı şarap
Çöküp fenerin taa yukarısında
Çekerim içime yosun kokusunu
Belki uzaktan bir yelkenli geçer
Yelkenler fora
Kafam duman
Bir meltem başlar daha dibini göremeden şişenin
Kararan havanın ürpertisi çöker,belki de az önce bastıran meltemin
Hışırtısı başlar hafiften dallarında oynaşan yaprakların

Papatya ve gelincik basmış tarlaları
Doğanın resmi yeşile boyanmış,aralara sarı serpişmiş portakal bahçelerinde
Bahar gelmiş buralara

Pantolonunu çekiştiren oğlanların bağırışları arasında
Patpatın sesi vurur kıyıya
Ritmi bozuk motorundan yorgunluk nidası yükselirken
Köpüren suyun izi kalır üstünde
Boğuştuğu dalganın koynunda geceye hazırlar kendini

Şişenin dibini görünce en sonunda,yakarım feneri
Kafam duman

Ben denizi severim,sonra martıları uçuşan kıyıda,
maviyi denizde,sarıyı portakal bahçelerinde
Bir de seni severim ben
Bilmem nerden geldin aklıma
Dedim ya kafam duman...

Vicky Christina Barcelona





Buram buram Akdeniz kokan bir film. Flamenko, şarap, aşk, Barcelona ve insan...

"only unfulfilled love can be romantic."

Aralık 24, 2008

Issız adam



O kadar yakın bir o kadar da uzak...
Varlığın da yokluğun da sebebi ...
Issızlığın sebebi ...
Eski filmler gibi,
sararmış fotoğlarıyla güzel.
Renklendirince aynı tad alınmıyor o filmlerden.
Sararmış haliyle bırakmak lazım,
incitmeden ve yeniden hayat vermeye calışmadan.
Eski bir şarkı gibi,
indirip raftan dinlenecek zaman zaman,
tekrar tekrar.
Ama hepsi bu.

(Fotodaki Meke gölü, ve ıssız adam ortadaki; o kadar yakın, bir o kadar da uzak)

Aralık 22, 2008

Anlamazdın



Sevilirken bilmedin mi?
Ben söylerken gülmedin mi?
Falımızda hasret var, ayrılık var demedim mi?

Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.

Kalbim bomboş kaldı sanma,
Acılar geçer zamanla.
Aşka tövbe demem ben,
Görürsün sevince yeniden.

Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.

Ayla Dikmen

Küçük istavritin öyküsü..

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

"Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gökyüzünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye
"Bir gün dedim bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye"

Hıncal Uluç (Sabah Gazetesi – 7 Eylül 2007)

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağini
bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...

Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.

Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

CAN YUCEL